Nisan ayının en iyileri

Nisan bitti, ama şimdi geriye dönüp bu 30 gün içinde neler yaşadığımızı düşünmenin ve başımıza gelen iyi şeylerin değerini anlamanın zamanı. Mart kadar aktif geçmese de bu ay, yaşadığım en ilginç yemek deneyimlerinden biri olan ekşi maya serüvenimin başladığı dönem oldu. Ayrıca yine bu ay içinde, aynı ilgi alanlarına sahip bir çok farklı insanı spordan kitap okumaya kadar değişik etkinliklerde bir araya getiren dahiyane bir uygulamayı keşfettim.
Siz de Nisan hakkındaki düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

Nisan ayının kitapları:
En çok okuduğum kitap Chad Robertson’un Tartine Ekmek kitabı oldu. Pek çok yardımcı resim ve detaylı açıklamasıyla birlikte ekmek hazırlama konusunda oldukça iyi bir kitap. Ondan sonra başladığım ama henüz bitiremediğim diğer kitap, Matt Goulding tarafından kaleme alınan “Grape. Olive. Pig.” kitabı. Burada incelemesini bulabileceğiniz “Rice. Noodle. Fish.“ kitabıyla aynı tarzda ve aynı yazardan çıkma bir kitap. Bu sefer İspanya mutfağına bir yolculuk yapıyoruz ve yine birçok faydalı bilgi buluyoruz ama aynı yazardan okuduğum ikinci kitap olması sebebiyle, yazarın bu defa pek uğraşmadığını, özgünlükten ziyade ilk kitabın aynı anlatım tarzını benimsediğini söyleyebilirim. Şimdiye kadar biraz sıkıldım. Gördüğünüz gibi bu ay fazla okuyamadım, bunun da sebebi güzel havanın her okuma denememde beni cezbedip, dışarı çağırması.

Nisan ayının filmleri:
Türk yapımı Kedi belgeseli ayın en iyisi. Türkiye’deki arkadaşlarıma bahsettiğimde bu filmden haberleri olmaması beni çok şaşırttı. Amerika’da en çok izlenen üçüncü yabancı dilde belgesel filmi durumunda ve hâlâ bazı sinemalarda gösterimde. Neden Kedi’yi öneriyorum? Çünkü İstanbul kedileri ve insanlarını, harika görsellerle harmanlayan muhteşem bir yolculuk. Kedilerin İstanbul’da insanların hayatlarına nasıl dokunduğunu, bazı insanları nasıl tekrar hayata bağladığını anlatan dokunaklı ve aynı zamanda eğlenceli bir hikaye.
En çok beğendiğim bir diğer film, 20th Century Women (Amazon’da bulunabilir). Film California’da geçiyor ve farklı nesillerden kadınların kendi dönemlerinin hayat tarzlarını yansıtışlarına odaklanıyor. Zamanın şartlarının kişiliklerini nasıl etkilediğini ve bu kişiliklerin farklı bir dönem içinde çocuk yetiştirirken karşılaştıkları bunalımları anlatıyor. Kaliforniya hayatını, mizahı, kişisel buhranları ve tarihsel olaylara farklı bakış açılarını bulabileceğiniz güzel bir deneyim.
Üçüncü film çok yeni değil ama izlemeye kesinlikle değer. Gerçek bir hikayeden uyarlanan Imitation Game, ikinci dünya savaşı sırasında Almanların iletişim şifreleyicisi Enigma’yı çözmeye çalışan İngiliz bilim adamlarını anlatıyor. Ve burada Alan Turing sahneye çıkıyor. İnsanlarla iletişimde sıkıntılı ve Enigma’yı alt edecek gerçek üstü makinesini inşa etmeye fazlasıyla kararlı bir insan. Bir çok denemeden sonra milyonlarca insanın hayatını kurtaran bilgisayarların atasını çalıştırmayı başarıyor. Filmin diğer hikayesi ise Alan Turing gibi bir dahinin cinsel eğilimleri sebebiyle dönemin İngiltere’sinde yaşadığı zorlukları ve kendisine uygulanan tedavinin nasıl sonunu getirdiği ile ilgili.

En iyi mutfak deneyimi, kesinlikle ekşi mayalı kruvasan oldu. Ekşi maya ile yapılabileceklerin en iyisini yapabilmek için tüm enerjimi bu denemelere verdim. Tarif uzun zaman alıyor ve sabır gerektiriyor ama sonuç buna değer.

En iyi gezi, önceki aylar gibi uzun değildi ama bazen en kısa yolculuk bile diğerleri kadar önemli olabilir. Her şey size hissettirdikleri ile alakalı ve bu yüzden Little Italy’ye yaptığım gezi ünlü kitapçıları, hippi neslinin sembol mekanları, sayısız lezzet durakları ile önemliydi. Bu gezi beni tamamen San Francisco hakkında bir yazı yazmaya teşvik etti.

Ayın ilham kaynağı: Ekşi mayalı ekmek yapmakla geçen aydan sonra kendini bu işe adayan yüzlerce çok başarılı insan olduğunu söyleyebilirim. Bazen bir fotograftaki tadı yakalamak için bile bir çok deneme yapmam gerekti. Bu hesaplar: @sylvain_vernay, @katesbread, @zosia_barto, @mydailysourdoughbread ve en son keşfim @ekininoykusu (ekşi mayalı simitleri denemek için sabırsızlanıyorum)

Kategoriler: Hayat Stili Tags: , , , , , , , , , , ,
Hamburger Ekmeği

Arkadaşlarımızla beraber akşam yemeği yiyip film izlediğimiz Cuma günlerin birinde ev yemeği hamburger yemenin iyi bir fikir olduğunu düşündüm. Annemden öğrendiğim hamburger ekmeği tarifi ve google’den bulduğum en basit köfte tarifiyle oldukça tatmin edici bir sonuç elde ettim.
Asıl tarif normal beyaz un kullanılarak denendi ve sonuç çok iyi oldu. Ekmekler hamburger veya sandviçlerde kullanmak için birebir. İlk denemeden sonra tarifte değişiklik yapmaya heves ettim ve tam buğday unu ile beyaz unu karıştırınca ortaya çıkan ekmekleri daha çok beğendim.

Malzemeler (8 ekmek için):
350 gram tam buğday unu
350 gram beyaz un (tozlama için bir miktar ilave)
300 gram ılık su
1 paket kuru maya
1 yemek kaşığı şeker + 1 çay kaşığı şeker
2 yemek kaşığı zeytin yağı
1 yemek kaşığı oda sıcaklığında tereyağı
2 çay kaşığı tuz
2 yumurta

Hazırlanışı:
Ilık su dolu kaseye 1 çay kaşığı şeker ve mayayı ekleyin. Mayanın etkinleşmesi için sıcak bir yerde 10 dakika beklemeye bırakın. İkinci bir kasede unları, tuz, 1 yemek kaşığı şeker ile iyice karıştırın. Ortasında bir çukur açıp maya karışımını, yumurtayı ve zeytin yağını ekleyin. Elinizle yoğurup unlanmış bir yüzeye alın. 5-7 dakika kadar yoğurun. Bu işlem sırasında bir yandan da tereyağını ekleyin. Hamuru sıcak bir yere koyup üzerine havlu ile kapatın. Hamur iki katı kadar kabarınca hazır demektir. Bundan sonra hamuru sekiz parçaya bölüp tepsiye yerleştirin ve 30 dakika daha dinlenmeye bırakın. Ekmekleri yumurta ile fırçalayın. Önceden ısıtılmış fırında 200 C derecede 15 dakika pişirin.

NOT:
Orijinal tarif için malzemeler.
1 paket maya
80 gram zeytin yağı
10 gram tuz
1 yemek kaşığı şeker
300 gram su
700 gram un

Hazırlanışı aynı.

Kategoriler: Hamur İşi Tarifleri Tags: , , , , ,
Ballı Pasta

Bal aromasıyla biraz tatlı ve hafif; ekşi kremalı pasta pişirmeye ne dersiniz? Tarif büyük ustalık gerektirmiyor, sadece biraz zaman ve sabır. En önemli kısım iyi kalite yüksek yağ oranlı ekşi krema bulmak. İyi bir pasta kreması da bulduk mu hazırız demektir.

Hamur için malzemeler:
3 yumurta
150 gram bal
100 gram tereyağı
100 gram şeker
Yarım çay kaşığı kabartma tozu (üzerine limon suyu serpin)
500 gram un

Dolgu için malzemeler:
500 gram ekşi krema
200 gram pasta kreması
Yarım bardak şeker
Birkaç damla vanilya
Yüz gram dilimlenmiş kuru erik (isteğe bağlı) (1 saat ılık suda bekletilmeli)

Hamurun Hazırlanışı:
Kaynar su dolu bir kabın üzerine yerleştirdiğiniz kaseye tereyağı, bal ve şekeri koyup iyice karıştırın. Kaseyi kaynayan suyun üzerinden alıp 1-2 dakika soğumaya bırakın.
Yumurtaları karışıma ekleyin. Unu ve limon suyu serpilmiş kabartma tozunu ekleyip iyice karıştırın. Hamur sıcak ve yapışkan olacaktır, tam olması gerektiği gibi. Kaseyi streç film ile kapatıp birkaç saat için buzdolabına bırakın. (hamur yapışkan olduğu için soğukken daha kolay şekil alacaktır, en az 1 saat dolapta bekletin.)
Hamuru beş parçaya bölün. İlk parçayı parşömen kağıt üzerine yerleştirin ve diğer bir kağıtla üzerini kapatın. Oklava ile ince şekilde açın. (parçaları eşit boyda açmak için bir yemek tabağını ölçü alabilirsiniz.)
Bütün hamurları önceden ısıtılmış fırında 200 C derecede 5-7 dakika (hamur sararana kadar) pişirin. Hamur ince olduğu için yanmamalarına karşın gözünüz üzerilerinde olsun.
(Hamurlarınız henüz sıcakken aynı boyda olmaları için tabak yardımıyla kenarlarını düzeltebilirsiniz. Artan parçaları da blender yardımıyla parçalayın.)

Kremanın Hazırlanışı:
Pasta kremasını şekerle karıştırıp şeker çözülene kadar çırpın. Vanilya ve ekşi kremayı ekleyip tüm malzemeler iyice karışana kadar yaklaşık 1 dakika daha çırpın. İlk tabakanızı yerleştirip kremanın beşte birini üzerine sürün. (Erik kullanacaksanız burada kremaya ekleyebilirsiniz.) Krema çok görünebilir ama merak etmeyin kremanın bir kısmı hamurun içine işleyecek. Diğer tabakalar için de aynı işlemi yapın, bitirdiğinizde kalan kremayla pastanın etrafını kaplayın. Blender ile artan hamurdan elde ettiğiniz kırıntıları da üzerine serpin. Buzdolabına koyup iki saat bekleyin.

Doğu Avrupa’nın favori pastasının tadını çıkarabilirsiniz.

Kategoriler: Hamur İşi Tarifleri Tags: , , , , , , , ,
Bir süre Amerika’da yaşadıktan sonra yavaşça unutacağınız 10 Türk alışkanlığı.
  1. Dışarıda yediğiniz her yemekten sonra çay beklemeyi bırakacaksınız.
  2. Trafikte kullandığınız dilin kalitesi artacak, küfürleri yavaş yavaş unutacaksınız.
  3. Toplu taşıma araçlarına kapı açılır açılmaz atlamayacaksınız. İnsanlar nezaketle sıralarına riayet edecek ve siz de acele etmeden sıranızı bekleyeceksiniz.
  4. Yabancı biriyle konuşurken ufak muhabbetlerin ve zararsız şakaların ustası olacaksınız. Özel soru sormamayı öğreneceksiniz. (yaş, medeni hal, maaş, çocuk sayısı veya neden çocuk olmadığı gibi sorular)
  5. Bir apartmanda yaşarken yüzlerce market poşetiyle cebelleşseniz bile komşunuz size yardım önermeyecek, sadece selam verip aldıklarınız hakkına şaka yapacak. (Her daim karşılıksız yardıma hazır sevgili komşularım Gülden ve Şinasi’yi gerçekten çok özledim.)
  6. Farklılıkları kucaklamayı öğreneceksiniz. Vergi ödemenizi bir Hintli hesaplarken, yemeklerinizi Meksikalı hazırlayabilir, manikür ve pedikürünüzü Filipinli yaparken taşıt sigortanızı Ukraynalı’dan alabilirsiniz.
  7. Kurallara tam itaati öğreneceksiniz. Dur işareti gördüğünüzde duracaksınız, eğer bir defa görmezden gelirseniz posta kutunuzda ceza makbuzunu bulursunuz.
  8. Kıyafet markaları önemsiz gelmeye başlayacak. Tüm o ünlü markalar çok kolay ulaşılır olacak, indirim reyonlarında 10, 15 dolara alabileceksiniz.
  9. Eve girerken ayakkabıları çıkarmak hatta dışarıda bırakmak tarihe karışacak.
  10. Gözyaşları içinde gerçek kebap lezzetini Türkiye’de bıraktığınızı kabul edecek ve burada kebap diye sunulan her yemekten sonra Türkiye bileti almayı tekrar düşüneceksiniz.

Sizin de ekleyeceğiniz bir şeyler var mı?

Kategoriler: Hayat Stili Tags: , ,
Mart ayının en iyileri

Zaman ışık hızıyla akarken başımıza gelen güzellikleri bir yere not almak çok önemli. Günlük tutmak bunu sağlamanın yollarından biri. Kalemle veya online olması fark etmeksizin geri dönüp baktığımızda her şeyin ne yönde değiştiğini görmemizi sağlayan bir yöntem.
Mart ayı boyunca yüzleşmek istesem de istemesem de yirmi dokuzuncu doğum günümü beklemek ve aklımdaki sorulara cevap aramakla geçti. Ama sordukça cevaplardan uzaklaştığımı fark ettim, çünkü kimsede hazır cevaplar olmuyor ve her şey noktaları birleştirmekle gün yüzüne çıkıyor. Steve Jobs’un bir defasında söylediği gibi; “İleriye bakarak noktaları birleştiremezsiniz, yalnızca geriye bakarak yapabilirsiniz. Noktaların bir şekilde gelecekte birleşeceğine güvenmek zorundasınız.
Ben noktaları birleştirmekle uğraşırken Mart ayı geziler, kitaplar, filmler ve farklı yemek tecrübeleri ile doluydu.

Mart ayının kitapları: Mary Taylor Simeti’nin 1950’lerin başında yeni evli genç bir Amerikalı kız olarak Sicilya’ya yerleşmesini, bu bilinmeyen ve son derece geleneksel kültür içinde kendini arayışını anlatan büyüleyici bir kitap “On Persephone’s Island”. Bu yalnızca kişisel bir hikayeden öte bir hayat stilinin betimlenmesi, Sicilya’nın politik ve ekonomik ilişkilerinin yanında mutfağı ve yerel alışkınları gibi farklı kültürüyle alakalı bilgilerin bir Amerikalı gözüyle Dünya’ya sunulması. Sicilya hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için güzel bir seçim olabilir ama İtalya’nın bilinmeyen yüzünü ve gerçekleri öğrenmek istiyorsanız Tobias Jones’in The Dark Heart of Italy kitabını şiddetle öneririm.
İkinci kitap, saatlerce sıkılmadan edebiyat konuşabildiğim çok sevgili arkadaşım Julia’nın doğum günü hediyesi. Edebi ruh eşim bana Daren Acemoglu ve James A. Robinson’un yazdığı “Ulusların Düşüşü” kitabını gönderdi. Henüz yarısını okudum ama itiraf etmeliyim ki, bazı ulusların başarılı olurken bazılarının çöküşünü hazırlayan ekonomik dinamikleri ve tarih içindeki dramatik değişimleri öyle güzel açıklamış ki zihninizde yeni bir boyut açıyor.

Mart ayının filmleri: İzlediğim birkaç film arasında özellikle iki tanesi hakkında bir şeyler karalamak istiyorum. Nicole Kidman’ın başrolünü oynadığı “Grace of Monaco” filmini çok beğendim. Amerikalı aktris Grace Kelly’nin Monako prensi ile yaptığı evliliği ve başından geçenleri anlatılıyor. Sıradan bir hayatınız olduğunu düşünüyorsanız filmde bolca işlenen güzellik, zerafet ve cazibe kesinlikle size bir renk getirecektir.
İkinci film Tuba’nın instagram’da sıklıkla alıntıladığı Sabrina. Audrey Hepburn’un arzı endam eylediği alımlı bir siyah beyaz film. Tüm film birçok muhteşem söz ile dolu. Baron St. Fontanel: “Mutlu bir evliliği olan kadın sufleyi yakabilir, mutsuz bir evliği olan kadın fırını yakmayı unutur.” Şimdiki filmlerde bulması zor olan o farklı çekiciliği kolayca yakalayacağınız bir film.

Mart ayının gezisi: İki günlük Los Angeles gezimizin asıl sebebi oy kullanmak gibi soylu bir gerekçenin yanında La La Land’ın nasıl göründüğü ile ilgili ufak bir fikir sahibi olmak. Bu muhteşem iki günü tarif etmek için ayrı bir post şart. Daha ufak Napa gezimiz hakkında burada okuyabilirsiniz.

Mart ayının en iyi yemekleri: Los Angeles’taki Kısmet restoranında yediğimiz Türk Kahvaltısı, daha doğru söylemek gerekirse menüde geçtiği şekilde “Türk kahvaltısımsı”. Geleneksel Türk kahvaltısı ile Orta Doğu mutfağının muhteşem harmanlandığı lezzet ve rayiha zengini bir yemek deneyimi.

En iyi mutfak deneyimleri: Krakerler gerçekten çok güzeldi, annemin tarifi tam buğday çörekleri, tatlı poğaça maritozzi ve ufak pizza Schiacciatine.

Mart ayının esin kaynağı: Yeni keşfettiğim Tuscany’de yaşayan bir Australyalı blogger ve iki kitap yazarının sitesi http://www.emikodavies.com/
Çok beğendiğim kurabiye tarifinin sahibi Napolili bir yemek blogger Anna’dan http://www.annaontheclouds.it/
Yine yeni keşiflerimden Dünya tatlısı Ayça’nın http://www.aycanummies.com/
Instagram’da büyüleyici fotoğraflara sahip Sezen @sezen.enderoglu
Ve benim devamlı ilham aldığım @mugmela, @fraeuleinsontag @thereshcooks @sourdough_mania @mimithor
Mart ayını böyle bitirdik. Sizin tecrübe ve keşifleriniz yorumlarda görmekten memnun olurum.

Kategoriler: Hayat Stili Tags: , , , , , , , , , , , , , ,