San Diego Ekşi Maya Turu

Geçtiğimiz hafta San Diego’yu görmek için 8 saatlik bir yolculuk yaptık. Ne zaman bir yerde San Diego’nun bahsi geçse hemen hemen herkes bu şehirden büyük bir şevkle ve özgüyle söz ediyordu. Sonuçta plajlarıyla ünlü olmasına rağmen sadece sörfçüleri mutlu eden büyük dalgalara sahip olan Kaliforniya’da güzelliğiyle ve sükunetiyle insanları çeken plajlar San Diego’da bulunabiliyor.

Pljlarının yanında beni heyecanlandıran diğer şey ise Instagram’da takip ettiğim bazı ekşi maya tutkunlarını ziyaret etme şansı bulacak olmamdı. İlk hamuru fırına atalı bir süre geçti ve artık ufak mutfağımdan çıkıp ekmek ustalarının daha iyi olmak için her gün neler yaptığını öğrenme vakti gelmişti. Bana vakit ayırıp ekmeğini paylaşma inceliğini gösteren Mike ile tanıştığıma çok mutlu oldum. Mike 3 yıldır ekmek pişiren ve bu konuda evde oturup çocuklarıyla ilgilenmek kadar tutkulu olan bir insan. Kendisiyle uzun uzadıya un çeşitleri, farklı teknikler ve tarifler üzerine verimli bir konuşmamız oldu. Kendisi bir çok tarifi Jeffrey Hamelman’ın kitabından alıyor ve hidrasyonu yüzde yetmişi geçmeyen hamurlarla çalışmanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyor. Halbuki baş etmesi zor olsa da yaş hamurla uğraşmak benim için tutku haline geldi.

Şaşırtıcı şekilde San Diego’da herkesin parmakla gösterdiği bir ekşi maya fırını bulmak çok zor. San Francisco’daki Tartine gibi bir mekanın boşluğunu doldurmak cesur ve becerikli ustalar bekleniyor sanki. Mike ise bana uzun yıllar Tartine’de çalışmış Cyrstal’ın yerine uğramamı önerdi. Cyrstal, San Diego’nun 30 dakika dışında Encinitas adında ufak bir sahil kasabasında bir kahve dükkanının tezgahını sadece Pazar günleri paylaşarak bu işe adım atmış.

Nemli ve yağmurlu Pazar sabahı aktivitelerimizi kapalı alanlara kaydırmak için uygun bir vakitti. Biz de Cyrstal’ın kruvasanlarını denemek üzere Ironsmith kahve dükkanına gittik. Bu hoşsohbet bayan enerjisiyle adeta etrafa ışık saçıyor, kruvasanlar ise kat ettiğimiz yola fazlasıyla değdi. Fıstıklı ve vişneli kruvasan itiraf etmeliyim ki şu zamana kadar Kaliforniya’da yediğim en lezzetli kruvasandı.

Dönüş yolumuzda da Kate’yi ziyaret etmek için Ojai’ye uğradık, ne yazık ki @katebread in hünerlerini sergilediği sihirli evi kapalıydı ve kapısından dönmek zorunda kaldık. Takip etmeye başladığımdan beri kendisini ziyaret etmek hayallerimden biriydi, o sebeple bu girişimimin başarısız olması beni oldukça üzdü. Yine de bir sonraki sefer için ümidimi kaybetmiyorum.

Bu arada harita üzerinde, gezmek istediğim yerleri işaretlerken ziyaret etmek veya buluşmak istediğim ekşi maya ustalarının da yerlerini kaydediyorum. İstanbul ziyareti yaklaşırken sizin de orada görülmesi gereken pastanelere ilişkin önerilerinizi duymak isterim.

Kategoriler: Gezi Notları Tags: , , , , ,
San Francisco Hakkında Bilmeniz Gereken 15 Gerçek
  1. San Francisco 50 tepe üzerine kurulmuştur. Biraz egzersiz için ne de güzel bir yer.
  2. Bay Area’da her yıl yüzlerce deprem meydana geliyor ancak bunların çok azı hissedilir şiddette oluyor.
  3. San Francisco Amerika’nın en sisli bölgesi, bu yüzden yazın bile yanınızda ceket taşımanız şart, güneş battıktan sonra dondurucu bir soğuk çöküyor şehre.
  4. San Francisco, ünlü Golden Gate köprüsü ile turistlerin gözde mekanlarından birisi olmasının yanında sokaklarında yaşayan sayısız evsiz insanın da favori şehri.
  5. Giysilerimde bir türlü uyumu yakalayamıyorum diyenlerdenseniz dert etmenize hiç gerek yok, birkaç dakikalık yürüyüşten sonra aklınızın alamayacağı şekilde uyumsuz giyinmiş biriyle karşılaşmanız işten bile değil.
  6. San Francisco 11 km uzunluğunda ve 11 km genişliğinde bir toprak üzerine kurulmuş, o yüzden yürümeyi sevenler için bir günde şehrin kayda değer bir kısmını ziyaret etmek zor değil.
  7. Belirleyemediğiniz bir yerden gelen güçlü bir kokuya maruz kalırsanız bunun marihuana olma ihtimal çok yüksek. Kullanımı yasal olduğu için kokudan kaçmak oldukça zor. (Bir de Berkeley’i görün)
  8. En tehlikeli sokaklarından biri Turk Sokağı. Neden bu isim verildiğine dair hiçbir fikrim yok ama gündüz bile yürümek insana ürperti vermeye yetiyor.
  9. San Francisco “talih kurabiyelerinin” ana vatanı.
  10. Francis Ford Coppola Baba üçlemesinin senaryosunun büyük bir kısmını San Francisco’daki Trieste Café’de yazmış.
  11. Kamusal alanda çıplaklık Şubat 2013’e kadar yasalmış, Cadılar Bayramı gibi bazı günlerde bir parça şahit olunabilir.
  12. Evinizin dışında halı temizlemek kesinlikle yasak. Şöyle sokakta pat pat halı temizlemenin bir cazibesi yok değil ama cezasının da büyük olacağına eminim.
  13. San Francisco’da 3500 farklı restoran var. Bunların içinde 6 tanesinin 3 Michelin yıldızı, 7 tanesinin 2 ve 41 tanesinin 1 yıldızı var. Yemek bloggerları San Francisco’yu gezi listenize eklemeyi unutmayın.
  14. San Francisco Çin dışında en fazla sayıda Çinli nüfusuna sahip şehir.
  15. San Francisco Dünya’nın en çok ziyaret edilen 50 şehrinden biri. 2014 yılında şehri ziyaret eden 18 milyon turist yerel işletmelere 10 milyar dolar bıraktı.

Kategoriler: Gezi Notları Tags: , , , , , , ,
California şaraplarının kalbine bir Pazar gezisi

Bu zengin topraklarda yetiştirilen ürünleri her öğrendiğimde daha da şaşırıyorum. Üzümler de bu torakların bereketinden yararlanan bir başka mahsul. Napa Vadisi San Francisco’dan 2 saatlik mesafede Dünyaca ünlü şarapçılık bölgesi. Ticari şarap üretimine dair kayıtlar on dokuzuncu yüzyıla uzanıyor ama bölgenin şarap üretim yeri haline gelmesi 1960’larda gerçekleşiyor.

İlk durağımız, bölgenin simgelerinden lüks Domaine Carneros şatosu. Champagne, Fransa’da yer alan 18. yüzyıl mimarisine sahip Château de la Marquetterie’den esinlenerek inşa edilmiş. Domain Carneros tadım için 4 farklı şarabın bulunduğu setleri menüsüne eklemiş. Her set 4 farklı renk, tip ve tatta şarap içeriyor ve fiyatı 30 ila 40 dolar arasında değişiyor. Peynir tabakları şarapların yanında en iyi uyumu sağlayacak şekilde hazırlanmış. 1 peynir tabağı da 16 dolar civarında. Atmosfer muazzam ve yeşil üzüm bağları manzarası dertlerden arınıp güneşli Pazar gününün tadını çıkarmanıza yardım edecek güzellikte.

İkinci durağımız çok daha tenha ama bir o kadar da huzurlu Black Stallion şaraphanesi. Ufak bahçesinde ortadaki barın etrafına yerleştirilmiş birkaç siyah koltuk var. Tadım menüsü fiyatları daha uygun burada. 4 kadeh farklı şarap 20 dolar ve kalitesi bir önce ziyaret ettiğimiz yerden hiç de aşağı kalır değil.

Tüm mekan o kadar rahatlatıcı ki, hiç fark etmeden birkaç saat geçirmek çok kolay. Ama hava kararıyor ve eve dönme vakti geliyor. Bu yeşil kadife kaplı tepeleri ve ovaları geride bırakırken başka bir Pazar tekrar dönme umudu daha Napa’dan ayrılmadan içimizi kaplıyor.






Kategoriler: Gezi Notları Tags: , , ,
Yosemite Parkı’nda Kış

Kaliforniya ABD’nin üçüncü büyük eyaleti ve doğal zenginlikleri ile Dünya’nın sayılı yerleri arasında. İçerisinde pek çok koruma alanını ve tehlike altındaki türleri barındırıyor. Ormanlarında Dünya’nın en büyük, en uzun ve en yaşlı ağaçları hüküm sürüyor. Doğal Parkları’nın arasında Yosemite, Ölü Vadi, Joshua Ormanı, Redwood Ulusal Parkı ve daha nicesi sayılabilir.

Yosemite, Kaliforniya’nın en çok ziyaret edilen yerleri içinde. Bu Doğal Park, 3 milyon kilometre kareye yayılan granit kayalıkları, şelaleleri, dev sekoya ağaçları, su pınarları, gölleri, dağları, buzulları ve biyolojik çeşitliliği ile nam dünya mirası listesine dahil olmuştur.
Yosemite her mevsim ziyaret edilmesi gereken yerlerden. İnanıyorum ki, her mevsim ayrı güzelliği ile sizi etkileyecektir. Mutlaka görülmesi gereken beş yer sayacaksak da bunların ilki Tunnel View olur. Yosemite vadisini tepeden görebildiğiniz muhteşem bir seyir noktası. Mariposa Grove üç bin yıldan fazladır toprağa kök salmış dev sekoya ağaçlarının görülebileceği doğal bir müze. 188 metrelik Bridalveil şelalesi’nin yanında durup suyun geldiği doruk noktalarına doğru bakmak insana ürperti veriyor. Tuolumne çayırları gün batımında muhteşem görünüyor. Ve Vernal şelalesi Yosemite’yi hafızalarınıza kazıyacak son detay.

Bizim gezimiz Ocak ayının sonlarında oldu. Karlar ülkesinin bembeyaz büyüleyici manzarasına ulaşmamız 4 saat sürdü. Yolculuğumuzun sonunda 2 metrelik karlarla kaplı bembeyaz ağaçların içindeki kulübemize ulaştık. Kelimelerle ifade edilemeyecek bu güzelliği yazının sonunda resimlerde görebilirsiniz.

Not: Yosemite’ye yapılacak bir kış yolculuğunda dikkat edilmesi gereken birkaç husus var. Öncelikle yoğun karla kaplı kaygan yollarda yapılacak zorlu yolculuk için kar zincirleri şart. Güvenlik her şeyden önce geliyor. Konaklama için airbnb’de sayısız seçenek mevcut. Grup halinde yapılacak gezilerde, çok güzel ve eskiksiz döşenmiş evlerde uygun fiyata kalabilirsiniz. Ayrıca yemeklerinizi balkonda veya arabada bırakmak vahşi hayvanları tehlikeli mesafelere davet etmenize sebep olacaktır. Bir çok yerde uyarı levhası göreceğiniz gibi doğal yaşama müdahale etmek ve vahşi hayvanlara yaklaşmak ceza almanıza yol açacaktır.

Kategoriler: Gezi Notları Tags: , , , , ,
Sincap California’da

Sizin de hiç hayatınızın bir düzene sahip olduğu, her şeyin açıkça gözünüzün önünde bulunduğu ve minik adımlarla belirlediğiniz hayale doğru yavaş ama sağlamca yürüdüğünüzü hissettiğiniz oldu mu? Birkaç ay önceki halimi bu şekilde tanımlayabilirdim, ta ki bir haber hayatımıza bomba gibi düşene kadar. Eşimin eline geçen Kaliforniya’da çalışma fırsatı! Kaliforniya hakkında ne bildiğimi soracak olsaydınız, cehaletimi affetmek zorunda kalırdınız. Ünlü şarkısı dışında pek bir fikrim yoktu Kaliforniya ile alakalı. Etrafımdaki herkes bunun hayal edebileceğimden daha güzel olacağına ve sevinçten bulutlara uçmam gerektiğine ikna ediyordu beni. Biraz saflığım ve arkadaşlarımın bu haber karşısındaki neşeleri benim de ruhuma işledi ve ilgisizliğimin dağılmasıyla beraber Istanbul-San Francisco uçuşunu heyecanla beklemeye başladım.

Üç ay önce bir uzaylı gibi; hippilerin, sınırsız özgürlüğün, en yeni teknolojilerin, uçsuz bucaksız doğanın ve daha bir çok güzelliğin içine adımımı atıverdim. Ve tahmin edin tam anlamıyla başımı döndüren ve adeta beynimden vurulmuşa çeviren ilk şey neydi? Kaliforniya aksanı! 5 yıllık İngiliz Edebiyatı eğitimi, Sheakspear ve Joyce okuyarak geçen uykusuz gecelerden sonra insanları anlayamıyordum. Bu bir şaka olmalıydı. Böylece ilk hafta boyunca kafelerde ve mağazalarda kulaklarımı dört açarak dolaştım. Ne mutlu ki kulaklarımı İngilizce’nin farklı tonlarına alıştırmam iki haftada tamamlandı.

Beni şaşırtan ikinci konu da insanların davranışları oldu. Karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarını kullanmak, metroya binmeden önce yer kapmak için planlar yapmaya çalışmamak ve bir sıradayken insanlarla aranıza koymanız gereken mesafe gibi konularda kendimi eğitmem gerekti. Özel alan dedikleri bu mesafe olayı gerçekten ilginç değil mi? Bir sonraki ders de alışveriş konusunda oldu. Bu ülkede her şeyin sınırsız sayıda çeşidinin ulaşılır olduğunu gördüm. Bir gün kendimi 100 farklı süte bakakalmış halde buldum. Cidden bu kadar fazla çeşide ihtiyacımız var mı? (Raflarda bulabileceğiniz sütlerden bazılarını sayayım; tam yağlı süt, kısmen yağı alınmış süt, yağsız süt, çikolatalı süt, badem sütü, yayıkaltı sütü, pastörize süt, pastörize olmayan süt, laktozsuz süt, tabi ki organik süt ve daha fazlası.)

Sizlerle paylaşmak istediğim ilk izlenimlerim bunlardı. Bir sonraki yazı gastronomi hakkında olacak, takip etmeye devam edin.

Kategoriler: Gezi Notları Tags: , , , ,