San Francisco Hakkında Bilmeniz Gereken 15 Gerçek
  1. San Francisco 50 tepe üzerine kurulmuştur. Biraz egzersiz için ne de güzel bir yer.
  2. Bay Area’da her yıl yüzlerce deprem meydana geliyor ancak bunların çok azı hissedilir şiddette oluyor.
  3. San Francisco Amerika’nın en sisli bölgesi, bu yüzden yazın bile yanınızda ceket taşımanız şart, güneş battıktan sonra dondurucu bir soğuk çöküyor şehre.
  4. San Francisco, ünlü Golden Gate köprüsü ile turistlerin gözde mekanlarından birisi olmasının yanında sokaklarında yaşayan sayısız evsiz insanın da favori şehri.
  5. Giysilerimde bir türlü uyumu yakalayamıyorum diyenlerdenseniz dert etmenize hiç gerek yok, birkaç dakikalık yürüyüşten sonra aklınızın alamayacağı şekilde uyumsuz giyinmiş biriyle karşılaşmanız işten bile değil.
  6. San Francisco 11 km uzunluğunda ve 11 km genişliğinde bir toprak üzerine kurulmuş, o yüzden yürümeyi sevenler için bir günde şehrin kayda değer bir kısmını ziyaret etmek zor değil.
  7. Belirleyemediğiniz bir yerden gelen güçlü bir kokuya maruz kalırsanız bunun marihuana olma ihtimal çok yüksek. Kullanımı yasal olduğu için kokudan kaçmak oldukça zor. (Bir de Berkeley’i görün)
  8. En tehlikeli sokaklarından biri Turk Sokağı. Neden bu isim verildiğine dair hiçbir fikrim yok ama gündüz bile yürümek insana ürperti vermeye yetiyor.
  9. San Francisco “talih kurabiyelerinin” ana vatanı.
  10. Francis Ford Coppola Baba üçlemesinin senaryosunun büyük bir kısmını San Francisco’daki Trieste Café’de yazmış.
  11. Kamusal alanda çıplaklık Şubat 2013’e kadar yasalmış, Cadılar Bayramı gibi bazı günlerde bir parça şahit olunabilir.
  12. Evinizin dışında halı temizlemek kesinlikle yasak. Şöyle sokakta pat pat halı temizlemenin bir cazibesi yok değil ama cezasının da büyük olacağına eminim.
  13. San Francisco’da 3500 farklı restoran var. Bunların içinde 6 tanesinin 3 Michelin yıldızı, 7 tanesinin 2 ve 41 tanesinin 1 yıldızı var. Yemek bloggerları San Francisco’yu gezi listenize eklemeyi unutmayın.
  14. San Francisco Çin dışında en fazla sayıda Çinli nüfusuna sahip şehir.
  15. San Francisco Dünya’nın en çok ziyaret edilen 50 şehrinden biri. 2014 yılında şehri ziyaret eden 18 milyon turist yerel işletmelere 10 milyar dolar bıraktı.

Kategoriler: Gezi Notları Tags: , , , , , , ,
California şaraplarının kalbine bir Pazar gezisi

Bu zengin topraklarda yetiştirilen ürünleri her öğrendiğimde daha da şaşırıyorum. Üzümler de bu torakların bereketinden yararlanan bir başka mahsul. Napa Vadisi San Francisco’dan 2 saatlik mesafede Dünyaca ünlü şarapçılık bölgesi. Ticari şarap üretimine dair kayıtlar on dokuzuncu yüzyıla uzanıyor ama bölgenin şarap üretim yeri haline gelmesi 1960’larda gerçekleşiyor.

İlk durağımız, bölgenin simgelerinden lüks Domaine Carneros şatosu. Champagne, Fransa’da yer alan 18. yüzyıl mimarisine sahip Château de la Marquetterie’den esinlenerek inşa edilmiş. Domain Carneros tadım için 4 farklı şarabın bulunduğu setleri menüsüne eklemiş. Her set 4 farklı renk, tip ve tatta şarap içeriyor ve fiyatı 30 ila 40 dolar arasında değişiyor. Peynir tabakları şarapların yanında en iyi uyumu sağlayacak şekilde hazırlanmış. 1 peynir tabağı da 16 dolar civarında. Atmosfer muazzam ve yeşil üzüm bağları manzarası dertlerden arınıp güneşli Pazar gününün tadını çıkarmanıza yardım edecek güzellikte.

İkinci durağımız çok daha tenha ama bir o kadar da huzurlu Black Stallion şaraphanesi. Ufak bahçesinde ortadaki barın etrafına yerleştirilmiş birkaç siyah koltuk var. Tadım menüsü fiyatları daha uygun burada. 4 kadeh farklı şarap 20 dolar ve kalitesi bir önce ziyaret ettiğimiz yerden hiç de aşağı kalır değil.

Tüm mekan o kadar rahatlatıcı ki, hiç fark etmeden birkaç saat geçirmek çok kolay. Ama hava kararıyor ve eve dönme vakti geliyor. Bu yeşil kadife kaplı tepeleri ve ovaları geride bırakırken başka bir Pazar tekrar dönme umudu daha Napa’dan ayrılmadan içimizi kaplıyor.






Kategoriler: Gezi Notları Tags: , , ,
Yosemite Parkı’nda Kış

Kaliforniya ABD’nin üçüncü büyük eyaleti ve doğal zenginlikleri ile Dünya’nın sayılı yerleri arasında. İçerisinde pek çok koruma alanını ve tehlike altındaki türleri barındırıyor. Ormanlarında Dünya’nın en büyük, en uzun ve en yaşlı ağaçları hüküm sürüyor. Doğal Parkları’nın arasında Yosemite, Ölü Vadi, Joshua Ormanı, Redwood Ulusal Parkı ve daha nicesi sayılabilir.

Yosemite, Kaliforniya’nın en çok ziyaret edilen yerleri içinde. Bu Doğal Park, 3 milyon kilometre kareye yayılan granit kayalıkları, şelaleleri, dev sekoya ağaçları, su pınarları, gölleri, dağları, buzulları ve biyolojik çeşitliliği ile nam dünya mirası listesine dahil olmuştur.
Yosemite her mevsim ziyaret edilmesi gereken yerlerden. İnanıyorum ki, her mevsim ayrı güzelliği ile sizi etkileyecektir. Mutlaka görülmesi gereken beş yer sayacaksak da bunların ilki Tunnel View olur. Yosemite vadisini tepeden görebildiğiniz muhteşem bir seyir noktası. Mariposa Grove üç bin yıldan fazladır toprağa kök salmış dev sekoya ağaçlarının görülebileceği doğal bir müze. 188 metrelik Bridalveil şelalesi’nin yanında durup suyun geldiği doruk noktalarına doğru bakmak insana ürperti veriyor. Tuolumne çayırları gün batımında muhteşem görünüyor. Ve Vernal şelalesi Yosemite’yi hafızalarınıza kazıyacak son detay.

Bizim gezimiz Ocak ayının sonlarında oldu. Karlar ülkesinin bembeyaz büyüleyici manzarasına ulaşmamız 4 saat sürdü. Yolculuğumuzun sonunda 2 metrelik karlarla kaplı bembeyaz ağaçların içindeki kulübemize ulaştık. Kelimelerle ifade edilemeyecek bu güzelliği yazının sonunda resimlerde görebilirsiniz.

Not: Yosemite’ye yapılacak bir kış yolculuğunda dikkat edilmesi gereken birkaç husus var. Öncelikle yoğun karla kaplı kaygan yollarda yapılacak zorlu yolculuk için kar zincirleri şart. Güvenlik her şeyden önce geliyor. Konaklama için airbnb’de sayısız seçenek mevcut. Grup halinde yapılacak gezilerde, çok güzel ve eskiksiz döşenmiş evlerde uygun fiyata kalabilirsiniz. Ayrıca yemeklerinizi balkonda veya arabada bırakmak vahşi hayvanları tehlikeli mesafelere davet etmenize sebep olacaktır. Bir çok yerde uyarı levhası göreceğiniz gibi doğal yaşama müdahale etmek ve vahşi hayvanlara yaklaşmak ceza almanıza yol açacaktır.

Kategoriler: Gezi Notları Tags: , , , , ,
Sincap California’da

Sizin de hiç hayatınızın bir düzene sahip olduğu, her şeyin açıkça gözünüzün önünde bulunduğu ve minik adımlarla belirlediğiniz hayale doğru yavaş ama sağlamca yürüdüğünüzü hissettiğiniz oldu mu? Birkaç ay önceki halimi bu şekilde tanımlayabilirdim, ta ki bir haber hayatımıza bomba gibi düşene kadar. Eşimin eline geçen Kaliforniya’da çalışma fırsatı! Kaliforniya hakkında ne bildiğimi soracak olsaydınız, cehaletimi affetmek zorunda kalırdınız. Ünlü şarkısı dışında pek bir fikrim yoktu Kaliforniya ile alakalı. Etrafımdaki herkes bunun hayal edebileceğimden daha güzel olacağına ve sevinçten bulutlara uçmam gerektiğine ikna ediyordu beni. Biraz saflığım ve arkadaşlarımın bu haber karşısındaki neşeleri benim de ruhuma işledi ve ilgisizliğimin dağılmasıyla beraber Istanbul-San Francisco uçuşunu heyecanla beklemeye başladım.

Üç ay önce bir uzaylı gibi; hippilerin, sınırsız özgürlüğün, en yeni teknolojilerin, uçsuz bucaksız doğanın ve daha bir çok güzelliğin içine adımımı atıverdim. Ve tahmin edin tam anlamıyla başımı döndüren ve adeta beynimden vurulmuşa çeviren ilk şey neydi? Kaliforniya aksanı! 5 yıllık İngiliz Edebiyatı eğitimi, Sheakspear ve Joyce okuyarak geçen uykusuz gecelerden sonra insanları anlayamıyordum. Bu bir şaka olmalıydı. Böylece ilk hafta boyunca kafelerde ve mağazalarda kulaklarımı dört açarak dolaştım. Ne mutlu ki kulaklarımı İngilizce’nin farklı tonlarına alıştırmam iki haftada tamamlandı.

Beni şaşırtan ikinci konu da insanların davranışları oldu. Karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarını kullanmak, metroya binmeden önce yer kapmak için planlar yapmaya çalışmamak ve bir sıradayken insanlarla aranıza koymanız gereken mesafe gibi konularda kendimi eğitmem gerekti. Özel alan dedikleri bu mesafe olayı gerçekten ilginç değil mi? Bir sonraki ders de alışveriş konusunda oldu. Bu ülkede her şeyin sınırsız sayıda çeşidinin ulaşılır olduğunu gördüm. Bir gün kendimi 100 farklı süte bakakalmış halde buldum. Cidden bu kadar fazla çeşide ihtiyacımız var mı? (Raflarda bulabileceğiniz sütlerden bazılarını sayayım; tam yağlı süt, kısmen yağı alınmış süt, yağsız süt, çikolatalı süt, badem sütü, yayıkaltı sütü, pastörize süt, pastörize olmayan süt, laktozsuz süt, tabi ki organik süt ve daha fazlası.)

Sizlerle paylaşmak istediğim ilk izlenimlerim bunlardı. Bir sonraki yazı gastronomi hakkında olacak, takip etmeye devam edin.

Kategoriler: Gezi Notları Tags: , , , ,
Çaykur Gezisi

Bir Balti (Kuzey Pakistanlı) ile paylaştığınız ilk çay sırasında bir yabancısınızdır. İkinci defa bir çayı paylaştığınızda değerli bir konuksunuzdur. Üçüncü defa bir çayı paylaştığınızda ise artık ailedensinizdir.

― Greg Mortensen & David Oliver Relin, Üç Bardak Çay

IMG_8744

Çay ve onun önemi hakkında düşündüğümde her zaman bu alıntı aklıma gelir, çünkü çayın bazı kültürlerdeki gerçek anlamını çok iyi ifade eder. Çaykur ve caycek’in düzenlediği bu tur benim için çok önemliydi çünkü çay benim için sadece bir içecek değil aslında insanları birbirine bağlayan bir gelenektir. Çay diyarını keşfetmek, bitkisini tanımak, fabrikaları gezip işlenme ve paketlenme süreçlerine şahit olmak olağanüstü bir tecrübeydi.

Bu eşsiz gezimizin ilk anlarında yemyeşil Trabzon’a indiğimizde keyifler yerindeydi ve herkesin yüzünde tatlı bir gülümseme vardı. Dışarıda parlayan güneş bavullarımızdaki çizmeleri unutturmuştu.

İlk durağımız tabiki kahvaltı. Karadeniz yaşamını yansıtan yeşiller içinde bir yer, büyük ağaç masalar üstünde, çay bitkisiyle kaplı tepelerin çevrelediği bir mekan. Yeni demlenmiş çay kokusu içinde zengin Karadeniz sofrasını gözlerimle yiyorum ama bu güzelliği ifade edebilecek fotoğrafları çekmek isteyen ellerimin kaşınmasını durduramıyorum.

IMG_8663

Bundan sonra güzergah çay fabrikası, bizi karşılayan şey ise havadaki baş döndüren çay kokusu. Koku o kadar güçlü ki sanki çayı içiyorsunuz. Yan tarafta kocaman bir kamyon çay yapraklarıyla dolu ve başka bir makine gelen yaprakları topluyor. İşlem başlıyor ve biz adım adım çay büyüsünün doğuşunu izliyoruz. Ardından bir laboratuara giriyoruz, burada çayın kalitesi usta gözler tarafından kontrol ediliyor.  Gösteri ikram edilen çaylarla son buluyor ve söylememe gerek yok ama çayın lezzeti efsanevi. İstanbul’da içtiğimizden çok farklı bir tat alıyoruz. Bunun sırrı taze çay ve kullanılan temiz doğal kaynak suyunda gizli. Şahsen ben çay için asla musluk suyu kullanmam.

IMG_7831

IMG_7830

IMG_7836

IMG_7832

IMG_7824 IMG_7827

Şimdi de göz alıcı tasarımıyla nefes kesici bir kafedeyiz. Tepeler çay bitkisi ve büyük sepetleriyle onları toplayan insanlarla dolu, biz de çay toplamayı deneyecek kadar şanslıyız. Bu renkli ve yepyeni deneyimlerle dolu gün leziz bir akşam yemeği ile sona yaklaşıyor. Rize mutfağının lezzetini anlamanız için Rize’ye gitmenizde ısrar ediyorum.

IMG_8805 IMG_8802

Sonraki gün de sürprizlerle doluydu, Zil Kale’ye ve Ayder Yaylası’na geziler herkesi çok mutlu etti. Yayla’yı tarif edecek kelimeler bulmak imkansız. Benim için Türkiye’de görme şansına eriştiğim yerler içerisinde en güzeli. Güzelelr güzeli alımlı Sevda @kesfettik ile arka sokaklarını, renklerini ve sakin hayatını keşfetme yolculuğuna çıktık. Belki kaybolduk ama birbirinden harika yerleri görme şansına eriştik.

IMG_8958

IMG_7923 IMG_7924 IMG_7944 IMG_7949

Karadeniz bir kez görünce aşık olacağınız ve bunun sonsuza kadar süreceğini bildiğiniz yerlerden biri. Ayrılırken her mevsimini merak ediyor özellikle sonbaharda tekrar görmek için can atıyorsunuz.

IMG_8874

Kategoriler: Gezi Notları Tags: , , , , ,