Mart ayının en iyileri

Zaman ışık hızıyla akarken başımıza gelen güzellikleri bir yere not almak çok önemli. Günlük tutmak bunu sağlamanın yollarından biri. Kalemle veya online olması fark etmeksizin geri dönüp baktığımızda her şeyin ne yönde değiştiğini görmemizi sağlayan bir yöntem.
Mart ayı boyunca yüzleşmek istesem de istemesem de yirmi dokuzuncu doğum günümü beklemek ve aklımdaki sorulara cevap aramakla geçti. Ama sordukça cevaplardan uzaklaştığımı fark ettim, çünkü kimsede hazır cevaplar olmuyor ve her şey noktaları birleştirmekle gün yüzüne çıkıyor. Steve Jobs’un bir defasında söylediği gibi; “İleriye bakarak noktaları birleştiremezsiniz, yalnızca geriye bakarak yapabilirsiniz. Noktaların bir şekilde gelecekte birleşeceğine güvenmek zorundasınız.
Ben noktaları birleştirmekle uğraşırken Mart ayı geziler, kitaplar, filmler ve farklı yemek tecrübeleri ile doluydu.

Mart ayının kitapları: Mary Taylor Simeti’nin 1950’lerin başında yeni evli genç bir Amerikalı kız olarak Sicilya’ya yerleşmesini, bu bilinmeyen ve son derece geleneksel kültür içinde kendini arayışını anlatan büyüleyici bir kitap “On Persephone’s Island”. Bu yalnızca kişisel bir hikayeden öte bir hayat stilinin betimlenmesi, Sicilya’nın politik ve ekonomik ilişkilerinin yanında mutfağı ve yerel alışkınları gibi farklı kültürüyle alakalı bilgilerin bir Amerikalı gözüyle Dünya’ya sunulması. Sicilya hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için güzel bir seçim olabilir ama İtalya’nın bilinmeyen yüzünü ve gerçekleri öğrenmek istiyorsanız Tobias Jones’in The Dark Heart of Italy kitabını şiddetle öneririm.
İkinci kitap, saatlerce sıkılmadan edebiyat konuşabildiğim çok sevgili arkadaşım Julia’nın doğum günü hediyesi. Edebi ruh eşim bana Daren Acemoglu ve James A. Robinson’un yazdığı “Ulusların Düşüşü” kitabını gönderdi. Henüz yarısını okudum ama itiraf etmeliyim ki, bazı ulusların başarılı olurken bazılarının çöküşünü hazırlayan ekonomik dinamikleri ve tarih içindeki dramatik değişimleri öyle güzel açıklamış ki zihninizde yeni bir boyut açıyor.

Mart ayının filmleri: İzlediğim birkaç film arasında özellikle iki tanesi hakkında bir şeyler karalamak istiyorum. Nicole Kidman’ın başrolünü oynadığı “Grace of Monaco” filmini çok beğendim. Amerikalı aktris Grace Kelly’nin Monako prensi ile yaptığı evliliği ve başından geçenleri anlatılıyor. Sıradan bir hayatınız olduğunu düşünüyorsanız filmde bolca işlenen güzellik, zerafet ve cazibe kesinlikle size bir renk getirecektir.
İkinci film Tuba’nın instagram’da sıklıkla alıntıladığı Sabrina. Audrey Hepburn’un arzı endam eylediği alımlı bir siyah beyaz film. Tüm film birçok muhteşem söz ile dolu. Baron St. Fontanel: “Mutlu bir evliliği olan kadın sufleyi yakabilir, mutsuz bir evliği olan kadın fırını yakmayı unutur.” Şimdiki filmlerde bulması zor olan o farklı çekiciliği kolayca yakalayacağınız bir film.

Mart ayının gezisi: İki günlük Los Angeles gezimizin asıl sebebi oy kullanmak gibi soylu bir gerekçenin yanında La La Land’ın nasıl göründüğü ile ilgili ufak bir fikir sahibi olmak. Bu muhteşem iki günü tarif etmek için ayrı bir post şart. Daha ufak Napa gezimiz hakkında burada okuyabilirsiniz.

Mart ayının en iyi yemekleri: Los Angeles’taki Kısmet restoranında yediğimiz Türk Kahvaltısı, daha doğru söylemek gerekirse menüde geçtiği şekilde “Türk kahvaltısımsı”. Geleneksel Türk kahvaltısı ile Orta Doğu mutfağının muhteşem harmanlandığı lezzet ve rayiha zengini bir yemek deneyimi.

En iyi mutfak deneyimleri: Krakerler gerçekten çok güzeldi, annemin tarifi tam buğday çörekleri, tatlı poğaça maritozzi ve ufak pizza Schiacciatine.

Mart ayının esin kaynağı: Yeni keşfettiğim Tuscany’de yaşayan bir Australyalı blogger ve iki kitap yazarının sitesi http://www.emikodavies.com/
Çok beğendiğim kurabiye tarifinin sahibi Napolili bir yemek blogger Anna’dan http://www.annaontheclouds.it/
Yine yeni keşiflerimden Dünya tatlısı Ayça’nın http://www.aycanummies.com/
Instagram’da büyüleyici fotoğraflara sahip Sezen @sezen.enderoglu
Ve benim devamlı ilham aldığım @mugmela, @fraeuleinsontag @thereshcooks @sourdough_mania @mimithor
Mart ayını böyle bitirdik. Sizin tecrübe ve keşifleriniz yorumlarda görmekten memnun olurum.

Kategoriler: Hayat Stili Tags: , , , , , , , , , , , , , ,
Kış Uykusunun Güzelliği ve Film Öneri Listesi

Kış yaklaştığı anda enerjim düşmeye ve bedenim yavaşlamaya başlıyor. Battaniyeler oturma odasının dört köşesine yayılıyor, kitaplar raflardan göz kırpıyor ve ben kendimi sıcacık çay ve kurabiyeler eşliğinde sıcacık filmlerin kucağına atıyorum. Bu kış da bir istisna değil. Her ne kadar California’da kış tam anlamıyla yaşanmasa da yağmurlu karanlık havalar beni evde tutmaya yetti. Ne mutlu ki 2016’nın veda ederken bize hediye ettiği bir birinden güzel filmleri izleyecek kadar şanslıydım, bir yandan da kendimi bu muhteşem filmler hakkında yazmak zorunda hissettim. İzlenmesini şiddetle tavsiye ettiğim ilk film, renk cümbüşü içinde muazzam müzikler, bolca dans ve güzel Los Angeles manzaraları vaat eden La La Land. İki sene önce üç Oscar kazanan Whiplash’in yönetmeni bu sefer sahneye, sinema tarihinin bir çok ünlü müzikaline saygı duruşu sunan bu şaheseri getiriyor. Los Angeles için kullanılan La La Land kalıbını kendisine isim olarak seçen bu film size kesinlikle unutamayacağınız anlar yaşatacak.

Sıradaki üç film ise “Indie movie” diye geçen bağımsız sinemanın bu seneki gzide örnekleri. Bağımsız sinemanın az aksiyon, yavaş akış ve duygu yoğunluğu kullanan diline çok hakim bu filmlerin ilki Manchester by the Sea. Kardeşini kaybedip yeğeninin velayetini almak durumunda kalan bir adamın hikayesi. Belki kahramanımız geçmişine hapsolup kalmasaydı her şey bu kadar karmaşık ve zor olmazdı onun için. Kendisine münzevi bir hayat seçen kahramanımızı geçmişine en çok yaklaştıran yer olan Manchester by the Sea ise yaşamak isteyeceği en son yer olurdu.

En beğendim film Jim Jarmusch’un Paterson’uydu. Daha fragmanı izler izlemez bu filmi çok seveceğimi hissetmiştim ve öngörüm beni yanıltmadı. Filmde beni içine çeken asıl şey hikayesinden ziyade anlatım tarzı, ışık kullanımı, yumuşak sahne geçişleri oldu. Otobüs şoförlüğü yaparak hataını kazanırken bulduğu her fırsatta şiirler yazan Paterson’a, hayallerinin peşinde kendisine bir yol çizen ve kendini sanata adayan karısı ve onların karizmatik köpeği eşlik eşlik ediyor. Güzelliğini görsellikten alan bu tarz filmleri anlatacak çok fazla kelime yok. Tam bir sanat eseri.

Beyaz perdede kendine yer bulan diğer bir film, Hidden Figures ise üç hünerli ve başarılı Siyahi Amerikalı kadının altmışların Amerikasındaki zorlu hikayesini anlatıyor. Başarıya giden yol kolay değildir ama bu üç bayanın önündeki zorluklar ve bunlara göğüs germeleri izlenmeye değer bir hikaye ortaya çıkarıyor. Hayallerimizin peşinde gitmenin önemini bize hatırlatan ve her ne olursa olsun tüm engelleri yıkma gücünün yine içimizde olduğunu bize söyleyen iyi hissetmelik bir film.

Bu yağmurlu günleri işte böyle geçiriyorum, umarım okurken keyif almışsınızdır…

Kategoriler: Hayat Stili Tags: , , , , , , ,