Lviv

Uyuyan aslanların öyküsü

Şehirlere âşık ol, kalıplardan kurtul, gözlerini aç ve onların ruhlarını gör,

O zaman en harika şeyleri yazabilirsin

Sabah ışıkları Arnavut kaldırım kaplı sokakları nazikçe okşuyor, o sokaklar ki bir veya iki nesilden daha fazlasını görmüş. Cafeler kapılarını ilk ziyaretçilerine açıyor ve taze çekilmiş kahvenin kokusu havaya yayılıyor. İlk tramvayların sesi uyku mahmuru insanların günaydınlarına karışıyor. Bu şehre aşkım, kahve aşkım kadar derin ve beni mutluluktan sarhoş edecek kadar yoğun. Küçük Paris ünvanının hakkını veren şehrin yüzlerce yıl görmüş sokaklarında dolaşıyorum.

11852944_10153637744654636_916804446_o

Ukrayna’nın batısında konumlanan Lviv 13. yüz yılda Galyalı kral Daniel tarafından kurulmuş ve oğlu Lev’in şerefine ismi verilmiş. Uyuyan aslanların şehri birçok farklı kralın hakimiyeti atında pek çok devlete ev sahipliği yapmış. 1339 yılında Polonya krallığının parçası haline gelmeden önce Ruthenia krallığının başkentliğini yapmış. Ruthenian Voyvodalığı’nın da başkentliğini yaptıktan sonra Galiçya’nın Habsburg hanedanına sonra da Lemberg olarak bilinen Lodomoria krallığına geçmiş. 20. yüz yılın başında ise iki farklı rejim görmüş, Sovyetler ve Almanlar. 1991 yılına kadar süren Sovyet rejiminden sonra bağımsız Ukrayna’daki önemli yerini edinmiş. Tüm bu politik değişimler şehri şekillendirmiş ve her değişim ardında bir iz bırakmış. Mimarisinde, sokak isimlerinde, mutfağında, edebiyatında ve insanlarının karakterinde bu çok kültürlülüğün izlerini görmek mümkün.

Kültürel Lviv

Lviv Ukrayna’nın kültür merkezlerinden biri. Şehir sanatın, edebiyatın, müziğin ve tiyatronun kalbi olarak görülüyor. Şehrin merkezi 1998’den bu yana Unesco Dünya Mirası listesinde. Tarihi kiliseleri, yapıları ve kalıntıları 13. yüz yıla dayanıyor. Avrupa’nın muhtelif sanat akımlarından etkilenmiş. 1527 ve 1556’daki büyük yangınlarda Lviv, gotik eserlerinin çoğunu kaybetmiş ama Rönesans, barok ve klasik mimarinin birçok eseri günümüze ulaşmış. Viyana sezesyonu, yeni sanat akımı ve art deco’nun örneklerine de ulaşılabilir. Binalarda birçok işleme ve heykel bulunmasının yanı sıra yüzlerce yıllık devasa kapılar da göze çarpar. Kiliselerin göğe yükselen uçları Lviv’in manzarasını oluşturur ve özellikle şafak vaktinde şehri bir sanat eserine dönüştürür.

Öyleyse Lviv’in eski sokaklarında bir gezintiye çıkabiliriz. Size zamanın akışını yavaşlatan, yarıda kesilme kaygısı olmadan düşünceleri dalmanızı sağlayan güzellikleri göstereyim. Listenin ilk sırasında 1897 ve 1900 yılları arasında inşa edilen Opera Binası var. Bina, Rönesans ve Barok mimarinin detaylarının kullanıldığı klasik tarzda yapılmış. Zengin dekorasyonu yapıya şölensel bir hava katıyor. Tavsiyem, buraya acele etmeden dikkatlice ve yakından bakmanız. Hipnotize edici ön cephesi oyuk ve çıkıntılarla, korint tarzı sütunlarla, dört köşeli sütunlarla, tırabzanlarla ve sayısız heykelle süslenmiş. Zafer, şiir ve müziği sembolize eden heykeliyle de taçlandırılmış. Bu güzel dekorasyonuna bağlı olarak da 19. yüz yılın sonlarında resim ve heykelciliğin merkezi haline gelmiş.

Yolun karşısında sağ tarafta bizi bir başka kültürel miras Maria Zankovetska tiyatrosu karşılıyor. Yapımına 1837’de başlanan bina şehrin en pahalı yapısı olarak kabul ediliyor. 16 000 meşe tomruğu pahasına yaptırıldığı kaydedilen bina 1843 yılında tamamlandığında Orta Avrupa’nın en büyük üçüncü yapısıymış.

Biraz daha yürümeye devam edince 100 metre ileride kendimizi Lviv’in en çekici ve karizmatik sokaklarından Virmenska’da buluyoruz. Moğol istilasından kaçan Ermeniler Lviv’in misafirperver ev sahipliğinde buraya hayli becerikli oldukları mücevherat sanatını, dericiliği ve nakış işçiliğini getirmişler. Birçok çarpıcı bina ile çevrili olan bu sokaktaki 1363 yılı yapımı Ermeni kilisesi minimal işçliği ve gizemli atmosferiyle bir hayli etkileyici.

11836395_10153637791649636_1811888684_o

Bu sokağı takip edip biraz daha yürüdükçe gizli kalmış hazinelere ulaşıyoruz. Yoruldunuz mu, bu şehirin tadını çıkarmak ve eşsiz güzellikleri kaçırmamak için yürümek zorundasınız ama daha da önemlisi gözünüzü yukarıdan ayırmamalısınız çünkü bu şehrin asıl güzellikleri yükseklerde.

Takvim evi, turistleri oymacılık örnekleri ile cezbediyor. İlk kattaki 4 mevsim imgelerinin üstünde Chronos heykelinin beklediği 12 sembollü burçlar kuşağı var. Sokak “Dzyga” adı verilen kültür merkezi ile sonlanıyor. Ana akımın dışında gelişen sanatın tomurcuklandığı yer bu galeri. Caz konserleri, kitap sunumları, atölye çalışmaları ve sergiler bu duvarların ardında hayat buluyor.

11853010_10153637792224636_150051563_o

Biraz ileride de rengârenk binalarla çevrelenmiş büyük bir açıklık yer alıyor. Burası Lviv’in kalbi, Pazar Meydanı. Meydan klasikten moderne kadar pek çok tarzda yapılmış 44 farklı bina ile çevrili. Dört köşesinde 1793 yılında dikilmiş 4 ayrı çeşme var. Birçok farklı zevke hitap eden yapılar arasında, Kara Ev, Bandinelli Sarayı, Venedik Evi, Sabieski Sarayı, Prosvita’nın Evi sayılabilir ama dahası da var, yine de bunları saymaktansa canlı olarak görüp tadını çıkarmanızı dilerim. Ama en azından bazılarını tasvir etmeyi görevim kabul ediyorum. Kara Ev kusursuz Rönesans mimarisi ile meydanın en meşhur yapısı. Evin ön yüzü yıllar içinde kararan ve eve belirgin özelliğini kazandıran kumtaşından yapılmış. Bandinelli sarayı yine geç dönem Rönesans mimarisinde inşa edilmiş 1593 yapımı bir bina. Bu bina 1629 yılında ilk posta ofisini kuran Floransalı Roberto Bandinelli’ye aitmiş. Venedik Evi de süslemeleriyle özellikle ön cephesinde bulunan Evangelist simge aslanıyla meşhur.

Meydandaki bu kısa yürüyüşten sonra gezintimize devam edebiliriz. Tramvay yolunu takip ederek şehrin melodisini dinleyebilirsiniz. Sağa döndüğünüzde karşınıza sıcak yaz günlerinde nefes alabileceğiniz bir vaha çıkıyor. Ama durağımız burası değil, birkaç adım ötede Avrupa’nın en eski ve en uzun süre aralıksız eğitim veren üniversitelerinden biri olan Ivan Franco Üniversitesi duruyor. Yapı yenilikçi Rönesans mimarisinde Venedik tarzında inşa edilmiş ve türlü heykellerle zenginleştirilmiş. Girişinin üzerine yazılan bir Latince bir deyiş olan Patriae decori civibus educandis” ise şiar edinilmiş.

Bir sonraki durak da “Bilim Evi” olarak bilinen casino. Giriş iki devasa heykelle dekore edilmiş ve iç mimari en talepkar beğenilere sahip turistleri bile tatmin edecek güzellikte.

Dinsel Lviv

Kiliselerin sayısı başınızı döndürebilir. Güzelliği ise kelimelerle ifade edebilmenin ötesinde, yine de birkaç tanesine göz gezdirelim. Latin Katedrali, gotik tarza sahip ve içerisi olağan üstü bir işçilikle bezenmiş. 18. yüz yılda barok tarzda restore edilmiş ve çan kulesi eklenmiş. 1991’de Papa 2. John Paul tarafından ziyaret edilmiş.

Olha ve Elizabeth Kardeşler Kilisesi, Lviv’in bir diğer harikası. Kilise başpiskopos Saint Joseph Bilczewski tarafından yaptırılmış ve şehrin 20. yüz yılın başlarındaki hızlı yükselişinden nasibini almış. Yeni gotik tarzda tasarlanmış ve Viyana’daki Votive Kilisesi’nden ilham alınarak inşa edilmiş.

Bir diğer çarpıcı örnek de Barok mimarinin özelliklerini yansıtan Dominik Kilisesi. Katedral Meydanı’ndaki Boim Şapeli dinsel mimarinin simgelerinden biri. Geç Rönesans dönemi örneği olan kilise Hollanda tarzından da etkilenmiş. Şapelin tepesinde Dünya’da başka örneği bulunmayan bir imge yer alıyor; Çarmıhı ile birlikte oturan İsa heykeli.

11836435_10153637743664636_960911084_o

Cafe Alışkanlıkları

Cafeler, Lviv’i özel kılıyor. İnsanlar bu sıcak ortamlarda oturmak için arkadaşlarını davet ediyor. Öyle ki, dışarıdan bakıldığında buradaki insanların yalnızca, kahve içip gazete veya kitaplarını okuduklarını düşünebilirsiniz. Bu sohbet ortamları her daim kabalık oluyor. Bu şehirde birbirine benzeyen iki faklı cafe bulamazsınız, her birinin farklı bir konsepti var. Burada Starbucks olmadığına inanabiliyor musunuz? Ama yerel halk yokluğunu aramıyor gibi görünüyor. Birçok ünlü cafe’nin yanında “Svit Kavy” sunduğu pek çok çeşitle sabah kahvesini içmek için doğru bir adres gibi görünüyor. En büyük tutkuları ise kaliteli kahve çekirdekleri ile eşsiz içimlikler ikram edebilmek.

11874474_10153637745029636_1125152224_o

“Virmenka Cafe” kumda hazırladığı Türk kahvesi ile yıllardır sanatçıları kendine çekiyor.

11871833_10153637743094636_1106025454_o

“Blackwood Cafe” lezzetli lattesiyle popülerlik kazanan yeni bir zincir.

Eğer bir instagram tutkunuysanız, “Catskin” mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer. Ne servis ettiklerini biliyor musunuz? Lattenizin üzerine tarçınla üç boyutlu kedi yerleştiriyorlar hatta yüzünüzdeki kocaman bir gülümsemeye karşılık size bir ejderha veya zürafa sunabilecek çok tatlı bir hanım efendi bile var. Tabi kendinizi yerel tatlılarla şımartmayı da unutmayın. Lviv’e özel Galiçya Syrnyk’ını denemeyi unutmayın. Pişman olmayacağınız bir cheesecake. Kakao katmanları ile farklı bir lezzet sunan Spartak veya armutlu strudel de denemeniz için sizi bekleyen farklı tatlar. Kalorileri dert etmeyin, inanın çok hafif ve leziz tatlılar.

Uyuyan aslanların öyküsüydü bu. Her şeyi paylaştım mı? Bir hazine sandığını açmış gibi hissediyorum, size sadece birkaç değerli taş gösterdim. Ama alacakaranlık yavaşça şehrin üzerine çöküyor, gecenin yumuşaklığı kiliselerin kulelerini ele geçiriyor ve karanlık şehri üzerini örterken gölgelerin dansı başlıyor. Köşelerde müzik sesi yükselirken tango kalpleri ısıtıyor. Yarın kahve rayihaları ile başlayacak yeni bir gün doğacak.

11873170_10153637812079636_38713032_o

Kategoriler: Gezi Notları Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,